8 Ocak 2013 Salı

Yazanı Belli Olmayan Eleştiriler Üzerine


İnternet kullanımının yaygınlaşması ile birlikte yeni  yeni  “hâl”ler hayatımıza girmeye başladı. “İnternet bots”  zaten hayatımızı kontrol ediyor.  Yazıların altına “adsız” veya  uydurma  isimlerle eklenen yorumlar; sosyal medyada, “görünen” ama  sahibine ait olmayan isim ve resimlerle oluşturulan “sanal kişilikler” çoğalmaya başladı. Bu ortamdan “cesaret alan” sahte kimlikler, akıllarına geleni yazarak öncelikle yeni bir “tatmin hâli" modeli sunuyor. Ben buna “vur kaç” diyorum. Siz samimiyetle kendinizi ortaya koymuşken onlar “iz bırakmadan” size vurmaya çalışıyor. Fail-i meçhullerin kapsam alanı genişliyor. Onların sizin kadar samimiyetli olmadığı kesin. Gördüğüm kadarıyla ortaya atılan bir söz, bir resim hemen de taraftar topluyor ve yayılıyor.

Son günlerde bu “hâllere” bir yenisi eklendi. “Sanal” isimle yazdığı ortaya çıkan bir tiyatro “eleştirmeni”(?) üzerine yazılanlara bakınca bu konuda da tarafların oluşmaya başladığına tanık oldum. Bu elbette yeni bir şey değil, geçmişte “mahlas” kullanan pek çok kişi var. “Mahlas” kullanmanın da bir yolu yordamı var.  “Mahlas”,  “gizli kişilik” anlamına gelmiyor. “Mahlas” SANAL değil. Karanlık dönemlerde isimlerini saklayarak yazan pek çok kişi de var. Ama sorarım size “zil çalıyor, çalmıyor” demek için “sanallaşmaya” gerek mi var? Bunun "mahlas" diye yutturulmasına kanacak mısınız?

Yazan kendini şöyle savunuyor:  “’Kendiniz olarak’ açıkça her şey yazmak mümkün mü?”  Okuyan ise : “Ben yazanın kim olduğuna bakmam yazının içeriğine bakarım. Bilgi ve birikimle yazılmışsa yazanın kimliğinden bana ne!” diyor.

Ben her iki görüşü de katılmıyorum.

Tiyatrocu sahnede kendini açıkça ortaya koyuyorsa onu yazan, eleştiren de kendini o açıklıkta ortaya koymak zorunda. Bu en azından bir nezaket kuralı.  Aynı zamanda hem kişisel hem de toplumsal “ahlâk”ı da ilgilendiriyor. Eleştiri yazmak, bir anlamda ortam oluşturma, yönlendirme gibi etkisi ve iddiası olan bir eylem. Düşüncelerin arkasında açıkça durabilme, bir cesaret değil bir görev.

Yazarın “bilgi ve birikimi” ile ilgilenenler için söyleyeceğim şudur : “kendinizi aldatmayın”.  Zira ifadenizden kendi “bilgi ve birikiminize” olan inancınız yansıyor. Sizi kandırmak öyle kolay değil, yazarın bilgi ve birikimini “şıp” diye anlarsınız, öyle mi? Tarih, sizin gibi “kül yutmazların” hikâyeleri ile dolu. Hitler’i hatırlayın.. Bir ülke, adamın “bilgi ve birikimine” inandı. Hem de adam kendini takma isimle saklamadan “yürüdü”. Kim, ne olduğu bilinmeyen her hangi birinin ne amaçla yazdığı bilinmeyen yazılarını kendi  hassas terazinizle ve iç güdünüzle çözebileceğinize inanıyorsunuz öyle mi?  Aranızda yazarlar, yönetmenler, oyuncular var. Diyelim ki siz çok dikkatlisiniz, sizi kimse kandıramaz da “elini sıktığınız” kişinin gerçek “yüzünü” de mi merak etmezseniz? “O”nun  geçmişinde sizi ilgilendirecek hiçbir şey de mi yok? Kim olduğunu bilmediğiniz biri elinize bir piyes  tutuştursa oynar mısınız? Elinizdeki kriter, sağlamlığından kuşku duymadığınız “kendi algınız” mı olacak? “O” kişinin gizlenerek” sizi “kandırmasını” bir yana bıraktım, bunun size hakaret anlamına geldiğini de düşünmüyor musunuz? Belki de merak etmediğiniz için “tatlı vaatlere” kanarak oyunuzu da öyle veriyorsunuz kim bilir? Eğer siz "öyle" iseniz sizin oyunlarınızın ve de alkışlarınızın samimiyetine nasıl inanacağız?  

 Karanlık, güneşin batması değildir sadece, gölgeleri “kabul etmek”tir.  “Kendisi olamayanların” çoğaldığı toplumlarda “gölgelerin hâkimiyeti ve gücü” artar. Buna izin vermemek elimizde.        

Melih Anık

Not: Bu tür sanal kişiliklere -soruşturmadan- sayfalarını açan "portal"lere ise en basit ifade ile şaşırıyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder