4 Haziran 2012 Pazartesi

Şu İKSV’nin İşleri


Bülent Eczacıbaşı’na hitaben açık bir yazı yazdım.(http://hayatinnabzi.blogspot.com/2012/03/bulent-eczacbasna-ack-mektup-yapmayn-bu.html)

22 Mart 2012’de Bülent Eczacıbaşı’dan aldığım mesajda tiyatro festivali ile ilgili yazımı İLGİYLE okuduğunu, yorum ve eleştirilerim için teşekkür ettiğini, yazımı İKSV’deki arkadaşları ile paylaşarak değerlendireceğini bildiriyordu.

30 Mart 2012’de Görgün Taner mesaj gönderdi. Yönetim Kurulu Başkanı  Bülent Eczacıbaşı’na yazmış olduğum yazıdan haberdar olduğunu (Oysa ben Bülent Eczacıbaşı’na doğrudan yazı yazmamıştım, yazdığım “açık mektup”tu. Muhtemelen şirketin basın takipçilerinin önüne, basın taraması sırasında çıkmış ve Bülent Bey bu şekilde yazımdan haberdar olmuş ve yazıyı Görgün Taner’e “havale” etmişti.) Görgün Taner,  GÖRÜŞLERİMİ TAKİP ETTİĞİNİ belirtiyor ve uygun bir zamanda görüşmeyi talep ediyordu.

O ana kadar yazdığım pek çok yazıda İKSV Tiyatro Festivali ile ilgili belirttiğim düşüncelerime her hangi bir karşılık almamıştım. Bu arada Prof.Dr. Dikmen Gürün ile yazışmalarımızda paylaştığım düşüncelerden de Görgün Taner’in haberi olmamıştı sanırım.  Bu nedenle Görgün Taner’in “GÖRÜŞLERİMİ TAKİP ETTİĞİNİ” ifade etmesi bir nezaket gereği idi. Yazının doğrudan muhatabı olan Bülent Eczacıbaşı’nın beni ona “havale etmesi”, nazik cümlelerine rağmen, iş hayatının rutinlerinden biriydi. Geçmiş 30 yıllık çalışma hayatımda yaşadığım tecrübelerim beni gerçekten “dinlemek” isteyenin, dinleme ve anlama çabasını başka şekilde göstereceğini öğretmişti. Kaldı ki bir kurum, harekete geçmek için Yönetim Kurul Başkanı’nın “dürtmesiyle” değil kendi vizyonu ve misyonunun verdiği sorumlulukla olayı çok daha önceden gündemine almış ve düzeltmek için elinden geleni yapardı.  Görgün Taner,  GÖRÜŞLERİMİ TAKİP ETMİŞ olsa şimdi istediği görüşme talebini daha o zaman yapar, Yönetim Kurul Başkanı’nın onu uyarmasını beklemezdi. Bu değerlendirme ile Görgün Taner’e (ve bilgi olarak  Bülent Eczacıbaşı’na) aşağıdaki mesajı gönderdim:   

“Sayın Görgün Taner,
Görüşme talebinizi aldıktan sonra özgeçmişinize baktım. 1983’den beri İKSV bünyesinde imişsiniz. 1994'ten bu yana her yıl caz, dünya müziği, rock ve caz etkileşimli modern müziklerin en usta isimlerini İstanbul'da ağırlayan Uluslararası İstanbul Caz Festivali'nin yönetmenliği görevini sürdürmüşsünüz. 2002 yılı başında İKSV'nin pazarlama yönetmenliğini de üstlenmişsiniz. 1 Temmuz 2002’de “Cazın Patronu İKSV’nin Başında” şeklinde duyurularak Genel Müdürlük görevine atanmışsınız. Yani İKSV’nin tüm kademelerinde görev yapmışsınız, kurumsal kimliğin oluşturulmasında katkılarınız mutlaka vardır, tüm sorumluluğu taşımaya başlayalı da tam 10 yıl olmuş. Entelektüel kişiliğiniz ve dünya çapında olan çok saygın yeriniz, aynı üniversiteden olmamız nedeniyle beni de ayrıca gururlandırıyor.

Başlangıçta doğrudan sizin sorumluluğunuzda olan İKSV Caz Festivali’nin bugün geldiği yer ve algılanması ile İKSV Tiyatro Festivali’nin son on yılını karşılaştırdığımda, İKSV Tiyatro Festivali’nin kaybettiği irtifayı seyircinin ya da sponsorun ilgisi ile açıklayamıyorum. Sanırım Türkiye’deki caz severlerin ya da “sever gibi yapanların” sayısı ve parası tiyatro seyircisinden çok çok fazla değildir. 

Aşağıda 2009 yılından beri İKSV Tiyatro Festivali ile ilgili bazısı doğrudan bazısı ise bir başka konu içine not düştüğüm yazılarımı aşağıda sundum. Çok saygı duyduğum ve İKSV için bir şans olduğunu düşündüğüm  Prof.Dr.Dikmen Gürün ile aramızdaki  yazışmalar çerçevesinde yaptığım öneriler de takdir edersiniz ki özel arşivimde duruyor.  Bu vesile ile biri geçmiş biri ise bu yılki programa ait benim dışımda iki ayrı kişinin yazılarını da ekledim. Aranırsa daha pek çoğunu bulmak da mümkündür. Görüldüğü gibi İKSV Tiyatro Festival’i ile ilgili muhalif görüşler yeni değildir. Ancak bu sesin “duyulması” için Sayın Bülent Eczacıbaşı’nın olaya müdahalesi gerekmiştir. Kendisine müteşekkirim.

Öte yandan Genel Müdür olarak geçirdiğiniz on yılın, daha önce hiç ilgi duymamış bile olsanız(ki bunun sizin gibi bir kişi için olanaksız olduğunu düşünüyorum)  İKSV Tiyatro Festivali’nin sorunları, çözümleri ile ilgili belli bir vizyon sahibi olmak ve harekete geçmek için yeterli bir süre olduğuna; sizin elinizden geleni yapmış olduğunuzu düşünüyorum.

Ben(60) uzun yıllar üst düzey yöneticilik yapmış sorumluluklar taşımış biriyim. Boğaziçi Üniversitesi Oyuncuları’nın kurucusu ve 7 yıl faal bir mensubu(yazar, yönetmen, oyuncu, idareci)  olmaktan da gurur duyuyorum. İş hayatını da iyi bildiğime inanıyorum. Bugün emeklilik hayatımı keyif aldığım şekilde ve konularla sürdürmeyi düşünüyorum. Yani makam ve pozisyon almak gibi bir plânım ve beklentim yok. Düşündüklerimi yazıyorum, okuyanlarla da paylaşmış oluyorum. Tiyatro camiası içinde, İKSV Tiyatro Festivali hakkında fısıltı ile konuşulanları(Ah o tiyatrocular!)  kendi tecrübem ve gördüklerim ile birleştirip  ”yüksek sesle” gündeme getirdiğimde sesimi duyurmak şansına kavuştum.  Ama emin olun size bu konuda yardımcı olabilmeye hazır pek çok tiyatrocu bulabilirsiniz. Açık açık konuşabilecekler mi bilmem. Zira piyasa, hesap yapmayı zorunlu kılıyor.

Benim önerim konuyla ilgili, camia içindeki tüm tarafları ve karşıtları bir veya ayrı ayrı toplayan, geniş katılımlı birkaç  arama konferansı ve de seyirci anketi yapılmasıdır.(Geçen sene bir anket yapıldı ama sonuçlarını bilmiyorum. Benim önerim her iki araştırmanın da özgür bir ortamda yapılmasıdır.) Ülkemizde, dünyadaki tiyatroyu tanıyan, takip eden çok değerli tiyatrocular vardır. İKSV’nin ülkemin çok renkli kültürünün tiyatro alanındaki yansımasını dikkate almasını dilerim. Sanıyorum İKSV  de,  öz eleştiri yapmak durumundadır.

İlginiz için teşekkürlerimi ve saygılarımı sunarım.

Melih Anık

Benim yazılarım:
Başkalarının yazıları:

Kısaca yazımın özeti “bu anlayışla  tiyatro festivali düzeltilemez ya da düzelte(bile)cek olsanız 10 senede yapardınız”dır. O tarihlerde  Ömer Faruk Kurhan’ın “İKSV Tiyatro Festivali Nasıl Eleştirilmeli?” yazısı ile ilgili görüşlerimi de 30 Mart 2012 tarihli  yazımda (http://hayatinnabzi.blogspot.com/2012/03/scag-scagna-iksv-tiyatro-festivali-nasl.html)  paylaştım. Doğrusu o yazıyı ve diğerlerini yazanın  “görmezden gelinmesi” bu coğrafyanın “kod”larına çok uygun.  Bu nedenle  18. İKSV İstanbul Tiyatro Festivali kapsamında, Fransız Kültür Merkezi ile İKSV’nin işbirliği sonucunda Jean-Pierre Thibaudat ile Türkiyeli katılımcıları bir araya getiren bir eleştiri atölyesi gerçekleştiğinde, hatırlanmış bile olsam davet edilmemiş olmamı  çok doğal karşılıyorum. Bu davranış biçimi Türkiye’ye özgü, insanlar kendilerinin “eleştirilmesinden” haz etmiyor siz ne kadar haklı onlar da ne kadar “eğitimli”(!) olsa da. Böyle bir ortamda “eleştiri dünyamız”(!) bazılarının bazılarını “övdüğü” bir  “hayâl âlemi” haline gelir. Bu değişmedikçe ne kadar atölye yaparsanız yapın bir şey değişmez.

Sahneye özel ödül vermek için davet ettiğiniz dünyaca ünlü bir tiyatro adamına vereceğiniz şildi “evde unuttuğunuz” için eski bir bakanı ve o tiyatro adamını sahnede “öylece” bırakmışsanız herkes nezaketle gülümser ama bu sizin “kurum” olmadığınızı gösterir. Kurum değilseniz yaptığınız festival de “festivallik” olur.  Böyle bir anlayışın hüküm sürdüğü bir kurum tarafından davet edilmek de davete icabet etmek de -davetiye ile festivale katılmayı bir fırsat saymıyorsanız- “paylaşmak” ve “atanmış” olmak anlamına gelir. (Doğrusunu isterseniz Eleştiri Atölyesi’ne kimlerin davet edildiğini ve de kimlerin katıldığını da merak ediyorum.)  

Ben inandığım yolda devam edeceğim. Siz de beni “görmezden gelmeye” devam edin lütfen.

Melih Anık    

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder