Eğer bakıp
geçmiyor, görmek ve anlamak için bakıyorsanız tiyatro âlemimiz size pek çok
fotoğraf verir. Bunlardan biri Kumbaracı50'nin sayfasında gördüğüm şu
tanıtımdı.
24 Şubat 2018 Cumartesi
11 Ocak 2018 Perşembe
Necati Cumalı Oyun Yazma Yarışması - Özgün? Rabıta?
Urla Belediyesi İzmir Devlet Tiyatrosu ile müştereken Necati Cumalı Oyun Yazma Yarışması
düzenlemiş. Şartnamede, yarışma jürisinin "Devlet Tiyatroları
Başrejisörü ve iki rejisör, İzmir Devlet Tiyatrosu Müdürü, İzmir Devlet Tiyatrosu'ndan
bir sanatçı ve Devlet Tiyatroları'nın iki dramaturgundan oluşacağı" belirtilmiş. Bu nedenle jüri şu isimlerden oluşmuş:
Tayfun Erarslan(İzmir DT Müdürü), Füsun Ataman Berke(İzmir
DT dramaturg), Sedat Şenoğlu(İzmir DT sanatçı), Celal Kadri Kınoğlu(DT rejisör),
Hakan Çimenser(DT başrejisörü), Eren Aysan(DT dramaturg) ve Murat Karasu(DT rejisör)
5 Aralık 2017 Salı
Yeşim Özsoy'un Eylem Çağrısı ve Tiyatroda Eleştiri
Galata Perform'un sahibi, yöneticisi, yönetmen, oyuncu Yeşim Özsoy
Müstehak isimli yayının Aralık 2017 sayısındaki "Festivalin Ardından Sorular, Deneyimler ve Düşünceler…"
başlıklı yazısını şöyle bitirmiş:
"Her ne kadar oyunlar hakkında tek tük orada burada yazı çıksa da Fringe
festivallerinde olduğu gibi ya da ana festivallerin etrafında oluşan eleştiri
dinamiği gibi aynı gün hatta ertesi gün oyun hakkında eleştirilerin izlenim
yazılarının çıktığı bir alanı yaratmak lazım diye düşünüyorum. Zira eleştiri
kültürü değerli ve önemli bir alandır. Bizler işlerimizi yaparız ve kenara
çekiliriz. Yaptığımız şeyler seyircinin zihninden başka bir yerde yaşamaz. Oyun
metni üretsek bile yarattığımız şeyler yine de buzda yazı kalır. Bu nedenle
yazan çizen, fikir yürüten, emek veren eleştirmenlere ihtiyacımız vardır. Yoksa
daha da kötüsü meydan, kendi hayatından sıkılmış, birkaç oyuna gideyim de bir
şeyler yazayım diyen herhangi bir bilgi birikimi olmayan, tiyatronun verdiği
emeği hiçe sayabilen, hatta bazen oyuna bile gitmeden iftiralar ve kulaktan
dolma bilgilerle oyunu eleştirme haddini kendinde gören bir takım saygı yoksunu
insana kalır. Bu insanların tiyatromuza verdiği zarar büyüktür. Bu nedenle
adlarını bile anma noktasında imtina etmek gerekir bence. Verilecek toplu bir
reaksiyon varsa onlara yönelik de olmalıdır. Çünkü yaptığımız iş özen ve
emek gerektirir. Bunun karşısında olan eleştirmen ya da seyirciden de minimumda
aynı özen ve emeği bekleriz. O da çok fazla bir şey değil, en azından oyunlara
gelmek kadar bir şeydir."
Muhtemelen dikkatlerden kaçacak bu paragrafı büyüterek bu yazının konusu
yaptım. Bir paragraf ama işgal ettiği yerden daha büyük içeriği var.
28 Kasım 2017 Salı
Galata Perform- "When in Rome" ve (Dilde) Şuur
Galata Perform 21.İstanbul Tiyatro Festivali için bir oyun
yapmış, "When in Rome". Oyunun
künyesine bakıyorum herkes Türk isimli. Türk kelimesini kullanmaya çekinir
oldum. Zira isim, milliyeti belirten bir şey değil artık. O nedenle Türkiyeli
kelimesi kullanılmaya başlanmadı mı? Ben
hâlâ Atatürk'ün izinde yürüyerek "Türk" olduğumu ifade ediyorum.
Neyse..
16 Kasım 2017 Perşembe
Berbat Bir Film: Şener Şen'in YOL AYRIMI
Tolstoy'dan ve Orson Welles'de çalıntılar üzerine kurulmuş,
ergenin bile aklına gelmeyecek hayâller ile paketlenmiş, biraz şiir biraz
"içinizi ısıtacak tavuk suyuna hikâyeler" ile boyanmış, emekten
yanaymış da aslında komprodor, komprodormuş ama aslında emekçi gibi tezat
söylemlerle sarmalanmış, sübliminal mesajlarını saklamasını bile becerememiş,
göze sokan, sokak köpeği bile "cins", bol klişe ile donatılmış, bu
arada biber gazlı sahne çekerek oportünizmin doruklarında gezen saçma sapan bir
film Yol Ayrımı. Film dedim ama böyle filmler çekilmiyor artık. Yönetmen kamerayı
kontrolünden kaçırmış, kamera salınıp duruyor mekanlarda, yüzlerde. Üslup yok,
anlatım düğün videosu ayarında.
Gerçek olmayan insanlar gerçek olmayan bir
zamanda gerçek olmayan ilişkiler içinde dolanıp duruyor. Konuşmaları ağda gibi
yapış yapış, tarihin çöplüğünden çıkma felesefeleri iç kaldırıyor. Rahmi Koç o seçkin kıyafeti ile
halk otobüsünde binse bir işçinin arkasından. Ne düşünürsünüz? Bence düşünce
dumura uğrar.
Yavuz Turgul, arkadaşını ortağını ve de "seyircisi
olan" oyuncuları bir araya getirmiş çekmiş Yol Ayrımı'nı. Koca koca
adamlar da onun peşine takılmış.
Ya Şener Şen'e ne demeli! 7 sene bekledikten sonra bu mu
seçtiğin senaryo? İnsan kariyerine böyle bir film koyar mı? Otura otura konuşman
da ağırlaşmış a usta, pas tutmuş! Bu dönemde bu film nasıl sindi içine? Sen nerede yaşıyorsun? Senin kariyerinde
oyuncular tiyatro yapıyor hamlaşmamak için. Bu filmi unutturmak için tiyatro
sahnesine çıkman gerek.
Yol Ayrımı berbat bir film. Reklamla ittire kaktıra gişe
yapar belki ama özgeçmişleri bozar.
Melih Anık
13 Eylül 2017 Çarşamba
Sağlık Sigortası Poliçemizi Yenilememe Kararı Aldık
Ben yazarak düşünürüm. Bu da öyle bir yazı. Okuyana yararlı
olursa sevinirim.
Eylül bizim özel
sağlık sigortasının yenilenme dönemi. Epey bir süredir özel sigorta poliçesini
taşıyoruz ama aslını isterseniz bu hamallık. Bu sene gene sigorta şirketi
"eşek yüküyle prim" talebiyle geldi.
Bizim sigorta şirketi Allianz. Önceden Koç Allianz idi. Koç
gitti biz Allianz ile kaldık. Koç gidince Amerikan Hastanesi özel bir koşul
hâline geldi. Poliçede Amerikan Hastanesi olursa prim daha da artıyor. Allianz eski ortağına bu şekilde
dokundurdu.Ne anlarsanız anlayın. Bugün bazı şirketler bazı hastaneler için
aynı uygulamayı yapıyor. Örneğin Anadolu Sağlık Sigorta, Acıbadem ve Florance
Nightangale için özel prim uyguluyor. Bu hastaneler sigorta şirketlerini özel kazıkladıkları
için mi özel prime tâbi bilmiyorum. Ama ayrımı anlamış değilim.
Allianz ile uzun süredir elektriğimiz tutmuyor. Acente ile
anlaşamıyoruz. Acente bana göre işi
yapmıyor sadece prim topluyor. Zaten sadece poliçe yenileme dönemleri ortaya
çıkıyor sonra yok. Geçmişte bazı ödemeler konusunda yardım etmedi. Sorularımızı
cevaplamıyor falan.. Verdiği bilgiler kontrol edilmeye muhtaç. Bir tek yararı
şu poliçe yüzde on acente tenzilâtı ile geliyor ama ondan da o kadar emin
değilim zira primi nasıl hesaplıyorlar bilmiyorum. Aynı şirket içinde acente
değiştirirseniz yeni şirkette ancak bir yıldan sonra yüzde on indirim
alabiliyorsunuz. Allianz yeni acentenin daha önce indirim yapmasına müsaade
etmiyormuş.
Biz poliçeyi hiç kullanmıyoruz. SGK emeklisi olduğumuz için
işimizi o yoldan hallediyoruz. Fügen'in son beş yıldır benim son on yıldır
poliçeden harcama yaptığımız görülmedi. Hasarsızlık indirime tavanda. Niye
sigortalısınız derseniz cevabım şu : Ölüme zengin bir hastanede yatarak gidelim
diye düşünüyoruz. Zaman zaman işe yaramaz acenteye verdiğim paraları sizden
geri almadan gitmeyeceğim diye takılırdım.
Sigorta niye yapılır? Bir şey olduğu zaman yanınızda olsun
diye. Zamanla sigortanın yanımızda olmayacağına inanmaya başlamama neden olan
çok hikâye dinledim. Prim toplarken şirin olan şirket masraf verirken cadı
oluyor.
Ben yıllık "check-up" hediyesini bile
kullanmıyorum. Zira doktorlara ve hastanelere güvenmiyorum. Bana özel sigortalı
gelsin de kafasını karıştıralım diye atmaca gibi bekliyorlar diye düşünüyorum. Doktorun verdiği ilaçları kafama göre aklıma
yatarsa kullanıyorum. Şu testi yapalım derlerse aklıma yatmazsa
yaptırmıyorum. Zira ben de şöyle bir
takıntı var: Bu doktor tayfası benim için değil kurumu için çalışıyor. Amacı
beni iyi etmek değil kazanmak. Sigorta da paravan. Çoğu kez özel sigortam var
dediğim zaman doktorun yüzündeki aydınlanmayı görmüşümdür. Galiba benim
görmediğim zaman ellerini ovuşturuyor.
Prim o kadar artıyor ki bir şeyler yapmak bu aptalca
gidişata dur demek lâzım diye düşünmeye başladım.
Prim her yıl enflasyonun üstünde artıyor öncelikle. 65
yaşını geçtiğinizde ayrıca özel bindirmeler var. Bizim poliçe yenileme
garantimiz var ama gelecekte ne olur bilmem. Ufak bir operasyon her şeyi sıfıra
döndürür. Otomatik yenileme de ortadan kalkar. Sigorta şirketleri otomatik
yenileme yoksa 75 yaşından sonra sizin sigortanızı yenilemiyor. 65 yaşında iseniz bir şirkette daha önce
sigortanız yoksa ilk sigortalı olamıyorsunuz. Sizi sigortalamıyorlar. Poliçenizi başka bir şirkete
devredemiyorsunuz. 75 falan diyorum aklınıza kazık çakacağım gelmesin. Benim
öyle bir beklentim yok.
Geçmişte şirketin Genel Müdürü ile yazışmalarım(mücadelelerim)
oldu. Artışları şikayet ettim düzeltti. Ama artık ben de uğraşmak istemiyorum.
Poliçeyi daha önce sonlandırmamış olmamız yaptığımız
hatalardan biridir. Daha çok seyahate çıkardık. Şimdi ben sağlık sigortası
yaptırılmamasından yanayım. Devletimiz sağlık sigortasını SGK ile birleştirip
yaygınlaştırmak için de hiç bir şey yapmıyor bizim ülkede. Sigorta şirketleri de kapitalizmin oyununu
oynuyor.
Gençseniz ve şirketiniz prpimlerinizi ödemiyorsa sigorta yaptırmayın kenara para koyun.
Altın alın. Dolar biriktirin. Şirketten ayırılırken de birikmişleri alın ve kaçın. Sigorta şirketleri topladıkları primin üstüne
para vermemeye çalışıyor zaten. Önce kişi bazında sonra genel portföy bazında
bu oyunu oynamaya çalışıyorlar. Ben bir ara GYODER Genel Sekreteri iken bu
olayı araştırmış ve şirketlerle görüşmüştüm. Sonuç sıfır. Topladıkları parayı değerlendirme yöntemleri de hele bizim ülkede yasalarla sınırlandırılmış.Şirketleri yönetenler
risk almaz. Risk alsa başı belaya girer. Yatırım yoksa o paralar da
büyümez. Büyüse de ortaklar arasında paylaşılır size niye versinler?
Fügen ile konuştuk. Başımıza bir iş gelirse ne yapmamız
gerektiğini birbirimize vasiyet ettik. İşi uzatmama kararı aldık. Bu "işi
uzatmama" çok anlamlı dikkat isterim. Zaten sigorta şirketi poliçe
döneminde ödeme yapacak takip eden dönem yeni KAZIK poliçesini önünüze koyacak.
Primi seyahate harcayalım diye düşündük.
Hadi geçmiş olsun..
Gayrimenkul Satışı Üzerine Bir Diyalog
- Mülkün değerini kira gelirine göre buluyoruz.
-Nasıl?
-Yıllık kira gelirinin 25 katı mülkün değerini veriyor. Bu
civarda 30 yılın üstünde bir satış olmadı.
- Benim evimi hesaplayalım bu hesaba göre. 5000 kira yılda
60000 Lira 25 yılda 1.500.000 lira. Yaklaşık 450 bin dolar. Değil mi?
- En çok o kadar eder.
- Bu hesabı sizin bana satmaya çalıştığınız daireye
uygulayalım. O daire kaç lira kira getirir?
- 6500 lira
- Yıllık 78 bin 25 yılda...1.950.000 lira. Yaklaşık 600 bin
dolar. Siz ne demiştiniz?
-850 bin lira. Ama o özel bir daire.. 30 yıl olur.
- 30 yılla hesap edelim . O zaman 700 bin dolar oluyor.
- Evet de o özel bir mülk. Yeri özel. Yeni bina. Meraklısı
çok.
- Anladım.. 6500 lira kira kesin değil mi?
-Tabii ki. Hatta 7000 liraya gider su içinde.
-7000 lira kira veren kaç lira kazanmalı ayda? 20000?
-Herhalde.
-Kim kazanıyor bu parayı?
- Valla çok var.
-Şarkıcılar, anaforcular...
-Yapmayın..
- Kirayı düzenli öderler mi? İlk üç ay verip kaçmasın?
- Olmaz öyle şey.
-Garantisi ne?
- Garanti yok tabii. Şansınıza..
- Satış kaçtan yapılacak?
- Resmi rayiçten.
- Resmi rayici ne bu dairenin?
-Bir milyon.
- Bir milyonu bankadan transfer edeceğiz, geri kalan 1 milyon
iki yüz bini çantada mı getireceğim?
- Öyle oluyor genellikle. Bankadan çekiyorlar getirip
veriyorlar.
- Olur mu öyle şey?
- Piyasa böyle, herkes yapıyor.
- Sıkıntı çıkmasın?
- Çıkmaz. Biz hep öyle yaptık hiç sorun çıkmadı.
- Beş yıl içinde devlet gerçek rayicin vergisini isterse?
- Aman canım dönmez.
- Emin bir kaynak mı?
- Hangi kaynak?
- Devlet gerçek alım satımı rayiç kabul ederse diyorum siz
olmaz diyorsunuz da. Bilginizin kaynağı?
- Ben bugüne kadar
olanlara bakıyorum benimki tahmin.
- Yangın kaçışı üzerinde ebeveyn banyosu yapılacak. Kaçak
olmuyor mu?
- Kaçak ama herkes yapıyor. Uygulama böyle.
- Sığınakta depo var
demiştiniz değil mi? O da kaçak?
- Tabiatıyla. Herkes yapıyor. Uygulama böyle.
-Denetim falan yok mu?
- Müteahhit hallediyor. Bugüne kadar sorun çıkmadı.
-Bahçede havuz gördüm.
-Ya evet.. Bahçesi çok geniş. Oraya ağaçlar ekiyorlar. Orman
olacak.
- Orası bana mı ait?
- Tabii ki. Başka nasıl olabilir?
- Oranın arsa payını daire sahiplerine eşit dağıtılacak değil mi?
- Tabii ki Başka nasıl olabilir?
- Tabii ki ama ben emin olmak istiyorum. Sonra havuza kira
ödemek zorunda kalmayayım. Ormana da giriş isterler bakarsınız.
- Ay çok komiksiniz. Olmaz öyle şey.
- Siz bana arsa irtifakını gösterin. Ha bir de yönetim
planını.
- Dükkan değil ki bu. Yönetim planından size ne?
- Ben meraklıyım.
- Bilmem ilk defa başıma geliyor bu. Araştırayım size
döneyim.
- Zahmet olacak.
- Yok canım. Ama ben 30 yıldır bu işi yapıyorum ilk defa
duydum bunları.
-Anladım. Ben de o arada bir düşüneyim.
- Acele edin. Bu dairenin müşterisi çok. Hem de sizin
sorduklarınızı sormuyorlar. Kaçırmayın. İyi bir mal..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


