Bazılarını oyun kitabı raflarının önünde gördüm. İki, üç en çok dört kişilik oyunlar arıyorlardı. Oyunları karıştırıp sadece bunu araştırıyorlardı. (Mitos Boyut bu talebe cevap vermek için böyle bir katalog yaptı.) Yeni mezundu kimi yada son sınıftaydı. Sahneye çıkıp mesleklerini yapacaklardı. Salon? Ayda bir, bir yerlerde zaman bulunurdu. Bu çocuklar -oyunu çıkarabildilerse- bir salon kiralayıp işe kalkıştı. Seyirci? Masrafı bile çıkaracak sayı bulunamadı bir türlü. Kar yağınca ilk onlar iptal etti tabiatıyla. Mazeret de belli. Hem de "force major". Bir de "biliyor musun biz neler çekiyoruz". Evet biliyorum, tahmin ediyorum. Ya bir yere yanaşacaktınız yada kendinizin patronu olmaktan başka çareniz yoktu. Ama eteğine tutunduğunuz abla abinin durumu sizden daha iyi değildi ki. Ama siz de biliyor musunuz oyun seçerken ne kadar cahildiniz? İşte herşey orada başladı.
Melih Anık
8 Ocak 2017 Pazar
Kar Yağınca Oyun İptal Etmek
İstanbul BB Şehir Tiyatroları 7 ve 8 Ocak 2017 günleri
"olumsuz hava koşulları nedeniyle" oyunlarını iptal etti. Pazar
olduğu ve de İBBŞ pazarları yetişkin oyunu oynamadığı için 8 Ocak'da iptal
edilenler çocuk oyunları. 7 Ocak'da yetişkin oyunlarını iptal eden yönetimin hemen
ertesi gün çocuk oyunlarını da iptal etmesi akla uygun geliyor. Ancak hava
koşulları dolayısıyle oyun iptal etmenin akla uygun bir yanı yok. Ben bu konuda
twitter'da yazdım, facebook'da bir tartışmaya katıldım. Başka yazılanları
okudum. Gerek aldığım cevaplara gerekse diğer yazılanlara bakarak bu olayı
kaydetmek için bu yazıyı yazdım.
10 Kasım 2016 Perşembe
Migros'un Atatürk Çiçeği'ne Taktığı Etiket
Caddebostan Migros mağazasından Atatürk Çiçeği ile ilgili bir fotoğraf paylaştım.
Atatürk Çiçeği diye bilinen çiçek
Migros'ta "çiçekli kaktüs" olarak etiketlenmişti. Doğrusunu
isterseniz canım sıkıldı. Çiçeğin kaktüse benzer bir tarafı da yok öte yandan.
19 Ekim 2016 Çarşamba
Kuklalaşan Tiyatro ve İBBŞT
Bu sene tiyatronun kuklalaştırılmasına bir bakın. Birileri
bir şeyler yapmaya çalışıyor ama onların da ne yaptıklarını bildiklerinden
kuşkudayım. Ama bana en çok dokunan atananların hemen o gezegenin uydusu olmaya
çalışmaları. Bize yansıttıkları da "Ben olmasam daha kötüsü olur"
anlayışı. Kurumu yıkılmaktan onlar kurtarıyormuş gibi bir algıyı kabul
ettirmeye çalışıyorlar. Sanki kan kusuyorlar da kızılcık şerbeti içmişler. İşte
İBBŞT. 28 kişi bir anda işsiz kaldı. Sonradan 13'ü geri döndü. 15 kişi hâlâ
kaderleri ne olacak diye bekliyor. Kendilerine
dokunulmamış olanların durumu ne acaba? İçleri rahat mı? Bazıları provadan paylaştıkları fotoğraflara bakarsak
dans ediyor. Bazıları sahneye çıkıyor ama içleri kan ağlıyor(?). Yazdıkları twitlerinden öyle anlıyorum. Bazısı
diyor ki "kurumda benim geçirdiğim bir günü sen geçir de gör bekâra karı
boşamak kolay." Ülkemde öyle hayatlar yaşanıyor ki kendi karşılaştığım
zorluklardan bahsetmeye utanırım. İnsanlar
ölürken her gün aileler perşişan olurken biri de İBBŞT'da neler çekiyormuş
ondan şikayet ediyor.
İBBŞT'nın Kasım programına baktım. İki Arada Bir yerde
isimli oyun programda. Kadrosundaki bir oyuncu cezalı. Yâni kurum dışında. Önce
sevindim o oyuncu geri dönmüş ki oyun oynanıyor dedim. Ama öyle değilmiş. Onun
yerine bir başka oyuncu hazırlanacakmış. Kurumun GSY ve oyunun yönetmeni nasıl
razı olmuş buna diye düşünmekten kendimi alamıyorum. Savunma şu: "mevzuat
böyle"ymiş. Demek ki İBBŞT'da oynayanlar da memurmuş. Bence kafalar memur.
Çok mu şart o oyunu oynamanız? Hiç değilse meslektaşınıza sahip çıkın. Ne? Çok
mu "direndiniz"? Olmadı demek! Hay Allah! Peki ya kurumdan el
çektirilen yönetmenin oyununun (Fehim Paşa Konağı) oynatılmasına da mı "direnemediniz"?
Mevzuat öyle mi? "İzzet-i ikbal ile çekilmek" aklınıza mı gelmiyor,
işinize mi? Yoksa "şurada bir kaç yılım kaldı emekliliğime" mi
diyorsunuz? Bir kurumu yönetiyorsam orada benden habersiz kuş uçmaz, uçamaz. En
azından ben böyle yaşadım. O zamanlar bekâr da değildim üstelik. Ya kurumun
ağır topları? Onlar kendilerini biliyor. Onlar ne yapıyor? Basın toplantısına
çıkıp kara gömlekler giyip ağlıyor mu? Şu "direnmek" dedikleri nasıl bir şey anlamış değilim. Ne yapıyorlar "direnirken"?
Hadi canım sıktınız artık. Şu bir gerçek
ki 100 yaşını aşmış bir kurum 100 yıllık birikimle yaşar ancak. O birikim
kurumda birikmemişse ki öyle görünüyor, herkes ağlar ama kurum mezara konur.
Melih Anık
11 Ekim 2016 Salı
Zihne Yapılan Ağda, İçerde Dizisinin Düşündürdükleri
Dün akşam İçerde isimli tv dizisine baktım. Bölümün olması
gereken uzunlukta bir özet verildi. İnsanlar neden "yeni bölüm" adı
altında verilen bölümü seyretmek için üç saat verirler anlamam. Diziyi illaki
izlemek istiyorsan özetini takip et.
27 Temmuz 2016 Çarşamba
Ey Kadıköy Belediyesi! Parkta Tiyatro "Festivali"
Kadıköy Belediyesi on
üç yıldır Parkta Tiyatro Festivali düzenliyor. Bu yıl(2016) ondördüncü festival
düzenlendi. Her yıl festival programı
ile ilgili dedikodular yapılır. Süre ve kaynaklar kısıtlı olduğu için doğal
olarak seçme yapılması gerekmektedir. Festivale katılanların sayısından daha
çok sayıda topluluk festival dışında kalır. Festival programında yer kapanlar
memnun susar katılamayanlar da konuşur. Geçmiş
yıllarda Kadıköy Belediyesi ile temas etmiş konuyu anlamaya çalışmıştım. O
yıllarda topluluk başına altı bin TL ödeniyordu. Şimdi ne kadardır bilmiyorum ama tiyatrocular
için akmasa da damlar bu maddi tutarın bir çekiciliği olsa gerek.
Festival programı geçen hafta açıklandı. Programa baktım bu
yazıyı yazıyorum.
17 Haziran 2016 Cuma
Arda Turan Gökhan Gönül ve "Bu Gençler"
İspanya maçı öncesi basın toplantısında
konuşan Arda Turan, "Ülkemde ve
basında hakaret ve eleştiriye varan cümleler, beni üzüyor. Sıkıntımın ve
eleştirimin sebebi bu. Genç arkadaşlarımızın eleştirilmesi beni üzüyor.
Haksızlık yapıldığını düşünüyorum. Ülkemde hakaret ve dalga geçmenin eleştiri
kıvamına gelmesi beni üzüyor. Genç arkadaşlarımıza bunları yapmak haksızlık."
demiş.
Bu sözleri duyan ama Arda Turan'ı tanımayan biri onun yaşlı olduğunu sanır. O da 30 yaşında. Genç
dediği kimler? Biz 30'larına gelmiş Semih'e de 'genç' dedik yıllarca. Aslında
futbol zaten 30'lu yaşlara kadar yapılan bir spor. Yâni "genç işi"
bir iş. Arda Turan ustalarından öğrendiğini yapıyor 'düşman' yaratarak takıma
gaz veriyor. Bu işin 'master, doktora derecesi sahibi' en büyük ustası da Fatih
Terim. Bugüne kadar idare etti. Ama artık 'yemiyor'lar. Fatih Terim de farkında
değilmiş gibi yapıyor ama sona geldi. Onun oyundan atılan Emre'yi hakemin gözü
önünde çekip iteklediği fotoğrafı
hatırlıyorum. Fatih Terim dışa iyi fotoğraf verir. Onun talebeleri ondan
öğrendiklerini mesleklerinin şiarı yaptı. Emre en belirgin olanı. Şimdi Arda
almış nöbeti. Neyse asıl söylemek istediğim başka. "Genç arkadaşlarımıza
bunları yapmak haksızlık" demiş Arda. "Bunlar" dediği de 'hakaret
ve eleştiriye varan cümleler'. "Hakaret"i anladım da "eleştiriye
varan cümleleri" anlamadım. Habercinin hatası mı acaba? Bu ülkede gazetecilik de kalmadı. Onu da ucuz paraya çalıştırılan gençler yapıyor. Herhalde şunu
anlamak lâzım "hakarete varan eleştiriler haksızlık"tır esas cümle.
Zira "futbolcu" da olsa hakaret ve eleştiri arasındaki farkı anlar "bu
gençler". "Bu gençler" kim? Milyon eurolarla oynayan, milyon
euroluk arabalara evlere sahip "gençler". Onların bir yılda
kazandığını ömür boyunca kazanamamış milyonlar var. Son olay Gökhan Gönül. "Artık
bu son transferim kendimi de düşünmek zorundayım" demişmiş. Kulübün
verdiği ile onun istediği arasında bir-iki milyon dolar var ama kulübün verdiği ile
yapacağı son sözleşmesi de dünyalığını yapmaya yeter.(yedi milyon euro) Mesele biraz "öteki
kaça oynuyorsa ben de o kadar alırım"dan çıkıyor. "Sidik yarışı"
yâni. Bir yere kadar mâkûl karşılanabilir. Hepimiz aynı işi yaptığımız bir
başkası ile maaşımızı karşılaştırmışızdır. Ama başkasının yanında çalışan biri "bu
gençler" kadar para kazanamıyor. Peki asıl mesele şu: "Hakarete varan
eleştiriler gençlere haksızlık mı?" Oyuncunun aldığı para "değeri"
belirlemiyor, "piyasa fiyatı" bu. Bu kadar parayı alan "bu
gençler" ne yapıyor? Son model araba koleksiyonu yapıyor mesela. Son
derece lüks ev(ler) satın alıyor mesela. "Bu gençler"i bir sanat
olayında gördünüz mü? Ya da kitap okurken? Hadi ondan geçtim yaptığı iş ile ilgili para harcadığını duydunuz mu? Fizyoterapist,
diyetisten vbden kurulu bir ekibi var mı mesela? Bir âkil "akıl
hocası" var mı? Yok. Para var ama hareketlerine dikkat etmiyor. Kafasının
içini doldurmak için çaba harcamıyor. Kazandıkları paralar o kadar çok ki kendi kariyerlerini
tasarımlamak için adam tutabilir. Kendini eğitebilir. Yapıyor mu? Bir kaç
istisna dışında yapmıyor. Arda'ya selam söyleyin "bu gençler" deyip
durmasın. "Bu gençler" ekibini iyi kursun kendi eksiğini kapatsın. Milyonlarca
genç statlarda onlar için kendilerinden geçiyor. Hem de "hiç" için. Onları eleştirenler Arda'nın beklediği gibi eleştirmiyor onları."Hakaret ve dalga geçme eleştiri kıvamına" da gelse aldığın parayı düşün . Ne yaptın da bu paralara kavuştun? Her işin bir zorluğu da olacak tabii ki. Öte yandan işini iyi yapmayan da seyredene hakaret ediyor onu kandırıyor demektir. Yâni seyircisi ile dalga geçiyor demektir. Sizler bizimle dalga geçiyorsunuz yıllardır.
"Bu
gençler"den tiyatroda da var. "Hiç" para kazanıyorlar ama onlar
da eleştiriye gelemiyor. Oysa kendi tiyatrosunu kurup sahneye çıkan bir genç
şunu demiyor mu? "Ben artık büyüdüm.
Bu sahneden beni izlemeye geleceklere dünya görüşümü, fikrimi ileteceğim. Onları etkileyeceğim."
Tiyatro yapmak bu demek çünkü. Tiyatrocu gençlerin iddiası daha büyük. İyi de artık ona da "genç"tir diye
müsamaha mı göstereceğiz? "Sert eleştirmeyin hoş görülü olun."
deniyor. İyi de "genç" büyük işe soyunmuş tiyatro yaparak dünyayı
sarsmaya kalkmış. Onun eleştirisi öyle yumuşak falan olmaz zira iddiası büyük. Topçunun yaptığı sıradan ama ya tiyatrocunun?
Tiyatrocuyu daha sert eleştirmek lâzım, topçuyu ise ciddiye almamak. Zira
topçular da yaptıkları işi ciddiye almıyor zaten.
Melih Anık
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
