8 Ocak 2017 Pazar

Genç Oyuncuya

Bazılarını oyun kitabı raflarının önünde gördüm. İki, üç en çok dört kişilik oyunlar arıyorlardı. Oyunları karıştırıp sadece bunu araştırıyorlardı. (Mitos Boyut bu talebe cevap vermek için böyle bir katalog yaptı.) Yeni mezundu kimi yada son sınıftaydı. Sahneye çıkıp mesleklerini yapacaklardı. Salon? Ayda bir, bir yerlerde zaman bulunurdu. Bu  çocuklar -oyunu çıkarabildilerse- bir salon kiralayıp işe kalkıştı. Seyirci? Masrafı bile çıkaracak sayı bulunamadı bir türlü. Kar yağınca ilk onlar iptal etti tabiatıyla. Mazeret de belli. Hem de "force major". Bir de "biliyor musun biz neler çekiyoruz". Evet biliyorum, tahmin ediyorum. Ya bir yere yanaşacaktınız yada kendinizin patronu olmaktan başka çareniz yoktu. Ama eteğine tutunduğunuz abla abinin durumu sizden daha iyi değildi ki.   Ama siz de biliyor musunuz oyun seçerken ne kadar cahildiniz? İşte herşey orada başladı.

Melih Anık

Kar Yağınca Oyun İptal Etmek

İstanbul BB Şehir Tiyatroları 7 ve 8 Ocak 2017 günleri "olumsuz hava koşulları nedeniyle" oyunlarını iptal etti. Pazar olduğu ve de İBBŞ pazarları yetişkin oyunu oynamadığı için 8 Ocak'da iptal edilenler çocuk oyunları. 7 Ocak'da yetişkin oyunlarını iptal eden yönetimin hemen ertesi gün çocuk oyunlarını da iptal etmesi akla uygun geliyor. Ancak hava koşulları dolayısıyle oyun iptal etmenin akla uygun bir yanı yok. Ben bu konuda twitter'da yazdım, facebook'da bir tartışmaya katıldım. Başka yazılanları okudum. Gerek aldığım cevaplara gerekse diğer yazılanlara bakarak bu olayı kaydetmek için bu yazıyı yazdım.

10 Kasım 2016 Perşembe

Migros'un Atatürk Çiçeği'ne Taktığı Etiket

Caddebostan Migros mağazasından Atatürk Çiçeği ile ilgili bir fotoğraf paylaştım.





Atatürk Çiçeği diye bilinen çiçek Migros'ta "çiçekli kaktüs" olarak etiketlenmişti. Doğrusunu isterseniz canım sıkıldı. Çiçeğin kaktüse benzer bir tarafı da yok öte yandan.

19 Ekim 2016 Çarşamba

Kuklalaşan Tiyatro ve İBBŞT

Bu sene tiyatronun kuklalaştırılmasına bir bakın. Birileri bir şeyler yapmaya çalışıyor ama onların da ne yaptıklarını bildiklerinden kuşkudayım. Ama bana en çok dokunan  atananların hemen o gezegenin uydusu olmaya çalışmaları. Bize yansıttıkları da "Ben olmasam daha kötüsü olur" anlayışı. Kurumu yıkılmaktan onlar kurtarıyormuş gibi bir algıyı kabul ettirmeye çalışıyorlar. Sanki kan kusuyorlar da kızılcık şerbeti içmişler. İşte İBBŞT. 28 kişi bir anda işsiz kaldı. Sonradan 13'ü geri döndü. 15 kişi hâlâ kaderleri ne olacak diye bekliyor.  Kendilerine dokunulmamış olanların durumu ne acaba? İçleri rahat mı? Bazıları  provadan paylaştıkları fotoğraflara bakarsak dans ediyor. Bazıları sahneye çıkıyor ama içleri kan ağlıyor(?).  Yazdıkları twitlerinden öyle anlıyorum. Bazısı diyor ki "kurumda benim geçirdiğim bir günü sen geçir de gör bekâra karı boşamak kolay." Ülkemde öyle hayatlar yaşanıyor ki kendi karşılaştığım zorluklardan bahsetmeye utanırım.  İnsanlar ölürken her gün aileler perşişan olurken biri de İBBŞT'da neler çekiyormuş ondan şikayet ediyor.


İBBŞT'nın Kasım programına baktım. İki Arada Bir yerde isimli oyun programda. Kadrosundaki bir oyuncu cezalı. Yâni kurum dışında. Önce sevindim o oyuncu geri dönmüş ki oyun oynanıyor dedim. Ama öyle değilmiş. Onun yerine bir başka oyuncu hazırlanacakmış. Kurumun GSY ve oyunun yönetmeni nasıl razı olmuş buna diye düşünmekten kendimi alamıyorum. Savunma şu: "mevzuat böyle"ymiş. Demek ki İBBŞT'da oynayanlar da memurmuş. Bence kafalar memur. Çok mu şart o oyunu oynamanız? Hiç değilse meslektaşınıza sahip çıkın. Ne? Çok mu "direndiniz"? Olmadı demek! Hay Allah! Peki ya kurumdan el çektirilen yönetmenin oyununun (Fehim Paşa Konağı)  oynatılmasına da mı "direnemediniz"? Mevzuat öyle mi? "İzzet-i ikbal ile çekilmek" aklınıza mı gelmiyor, işinize mi? Yoksa "şurada bir kaç yılım kaldı emekliliğime" mi diyorsunuz? Bir kurumu yönetiyorsam orada benden habersiz kuş uçmaz, uçamaz. En azından ben böyle yaşadım. O zamanlar bekâr da değildim üstelik. Ya kurumun ağır topları? Onlar kendilerini biliyor. Onlar ne yapıyor? Basın toplantısına çıkıp kara gömlekler giyip ağlıyor mu? Şu "direnmek" dedikleri nasıl bir şey anlamış değilim. Ne yapıyorlar "direnirken"? 

Hadi canım sıktınız artık. Şu bir gerçek ki 100 yaşını aşmış bir kurum 100 yıllık birikimle yaşar ancak. O birikim kurumda birikmemişse ki öyle görünüyor, herkes ağlar ama kurum mezara konur.   

Melih Anık     

11 Ekim 2016 Salı

Zihne Yapılan Ağda, İçerde Dizisinin Düşündürdükleri

Dün akşam İçerde isimli tv dizisine baktım. Bölümün olması gereken uzunlukta bir özet verildi. İnsanlar neden "yeni bölüm" adı altında verilen bölümü seyretmek için üç saat verirler anlamam. Diziyi illaki izlemek istiyorsan özetini takip et.

27 Temmuz 2016 Çarşamba

Ey Kadıköy Belediyesi! Parkta Tiyatro "Festivali"

Kadıköy Belediyesi  on üç yıldır Parkta Tiyatro Festivali düzenliyor. Bu yıl(2016) ondördüncü festival düzenlendi.  Her yıl festival programı ile ilgili dedikodular yapılır. Süre ve kaynaklar kısıtlı olduğu için doğal olarak seçme yapılması gerekmektedir. Festivale katılanların sayısından daha çok sayıda topluluk festival dışında kalır. Festival programında yer kapanlar memnun susar katılamayanlar da konuşur.  Geçmiş yıllarda Kadıköy Belediyesi ile temas etmiş konuyu anlamaya çalışmıştım. O yıllarda topluluk başına altı bin TL ödeniyordu.  Şimdi ne kadardır bilmiyorum ama tiyatrocular için akmasa da damlar bu maddi tutarın bir çekiciliği olsa gerek.

Festival programı geçen hafta açıklandı. Programa baktım bu yazıyı yazıyorum.

17 Haziran 2016 Cuma

Arda Turan Gökhan Gönül ve "Bu Gençler"

İspanya maçı öncesi basın toplantısında konuşan Arda Turan, "Ülkemde ve basında hakaret ve eleştiriye varan cümleler, beni üzüyor. Sıkıntımın ve eleştirimin sebebi bu. Genç arkadaşlarımızın eleştirilmesi beni üzüyor. Haksızlık yapıldığını düşünüyorum. Ülkemde hakaret ve dalga geçmenin eleştiri kıvamına gelmesi beni üzüyor. Genç arkadaşlarımıza bunları yapmak haksızlık." demiş.

Bu sözleri duyan ama  Arda Turan'ı tanımayan biri onun  yaşlı olduğunu sanır. O da 30 yaşında. Genç dediği kimler? Biz 30'larına gelmiş Semih'e de 'genç' dedik yıllarca. Aslında futbol zaten 30'lu yaşlara kadar yapılan bir spor. Yâni "genç işi" bir iş. Arda Turan ustalarından öğrendiğini yapıyor 'düşman' yaratarak takıma gaz veriyor. Bu işin 'master, doktora derecesi sahibi' en büyük ustası da Fatih Terim. Bugüne kadar idare etti. Ama artık 'yemiyor'lar. Fatih Terim de farkında değilmiş gibi yapıyor ama sona geldi. Onun oyundan atılan Emre'yi hakemin gözü önünde çekip  iteklediği fotoğrafı hatırlıyorum. Fatih Terim dışa iyi fotoğraf verir. Onun talebeleri ondan öğrendiklerini mesleklerinin şiarı yaptı. Emre en belirgin olanı. Şimdi Arda almış nöbeti. Neyse asıl söylemek istediğim başka. "Genç arkadaşlarımıza bunları yapmak haksızlık" demiş Arda. "Bunlar" dediği de 'hakaret ve eleştiriye varan cümleler'. "Hakaret"i anladım da "eleştiriye varan cümleleri" anlamadım. Habercinin hatası mı acaba? Bu ülkede gazetecilik de kalmadı. Onu da ucuz paraya çalıştırılan gençler yapıyor. Herhalde şunu anlamak lâzım "hakarete varan eleştiriler haksızlık"tır esas cümle. Zira "futbolcu" da olsa hakaret ve eleştiri arasındaki farkı anlar "bu gençler". "Bu gençler" kim? Milyon eurolarla oynayan, milyon euroluk arabalara evlere sahip "gençler". Onların bir yılda kazandığını ömür boyunca kazanamamış milyonlar var. Son olay Gökhan Gönül. "Artık bu son transferim kendimi de düşünmek zorundayım" demişmiş. Kulübün verdiği ile onun istediği arasında bir-iki milyon dolar var ama kulübün verdiği ile yapacağı son sözleşmesi de dünyalığını yapmaya yeter.(yedi milyon euro) Mesele biraz "öteki kaça oynuyorsa ben de o kadar alırım"dan çıkıyor. "Sidik yarışı" yâni. Bir yere kadar mâkûl karşılanabilir. Hepimiz aynı işi yaptığımız bir başkası ile maaşımızı karşılaştırmışızdır. Ama başkasının yanında çalışan biri "bu gençler" kadar para kazanamıyor. Peki asıl mesele şu: "Hakarete varan eleştiriler gençlere haksızlık mı?" Oyuncunun aldığı para "değeri" belirlemiyor, "piyasa fiyatı" bu. Bu kadar parayı alan "bu gençler" ne yapıyor? Son model araba koleksiyonu yapıyor mesela. Son derece lüks ev(ler) satın alıyor mesela. "Bu gençler"i bir sanat olayında gördünüz mü? Ya da kitap okurken? Hadi ondan geçtim yaptığı  iş ile ilgili para harcadığını duydunuz mu? Fizyoterapist, diyetisten vbden kurulu   bir ekibi var mı mesela? Bir âkil "akıl hocası" var mı? Yok. Para var ama hareketlerine dikkat etmiyor. Kafasının içini doldurmak için çaba harcamıyor. Kazandıkları  paralar o kadar çok ki kendi kariyerlerini tasarımlamak için adam tutabilir. Kendini eğitebilir. Yapıyor mu? Bir kaç istisna dışında yapmıyor. Arda'ya selam söyleyin "bu gençler" deyip durmasın. "Bu gençler" ekibini iyi kursun kendi eksiğini kapatsın. Milyonlarca genç statlarda onlar için kendilerinden geçiyor. Hem de "hiç" için. Onları eleştirenler Arda'nın beklediği gibi eleştirmiyor onları."Hakaret ve dalga geçme eleştiri kıvamına" da gelse aldığın parayı düşün . Ne yaptın da bu paralara kavuştun? Her işin bir zorluğu da olacak tabii ki. Öte yandan işini iyi yapmayan da seyredene hakaret ediyor onu kandırıyor  demektir. Yâni seyircisi ile dalga geçiyor demektir. Sizler bizimle dalga geçiyorsunuz yıllardır.

"Bu gençler"den tiyatroda da var. "Hiç" para kazanıyorlar ama onlar da eleştiriye gelemiyor. Oysa kendi tiyatrosunu kurup sahneye çıkan bir genç şunu demiyor mu? "Ben artık büyüdüm. Bu sahneden beni izlemeye geleceklere dünya görüşümü, fikrimi ileteceğim. Onları etkileyeceğim." Tiyatro yapmak bu demek çünkü. Tiyatrocu gençlerin iddiası daha büyük.  İyi de artık ona da "genç"tir diye müsamaha mı göstereceğiz? "Sert eleştirmeyin hoş görülü olun." deniyor. İyi de "genç" büyük işe soyunmuş tiyatro yaparak dünyayı sarsmaya kalkmış. Onun eleştirisi öyle yumuşak falan olmaz zira iddiası büyük.  Topçunun yaptığı sıradan ama ya tiyatrocunun? Tiyatrocuyu daha sert eleştirmek lâzım, topçuyu ise ciddiye almamak. Zira topçular da yaptıkları işi ciddiye almıyor zaten.


Melih Anık