11 Ekim 2016 Salı

Zihne Yapılan Ağda, İçerde Dizisinin Düşündürdükleri

Dün akşam İçerde isimli tv dizisine baktım. Bölümün olması gereken uzunlukta bir özet verildi. İnsanlar neden "yeni bölüm" adı altında verilen bölümü seyretmek için üç saat verirler anlamam. Diziyi illaki izlemek istiyorsan özetini takip et.

27 Temmuz 2016 Çarşamba

Ey Kadıköy Belediyesi! Parkta Tiyatro "Festivali"

Kadıköy Belediyesi  on üç yıldır Parkta Tiyatro Festivali düzenliyor. Bu yıl(2016) ondördüncü festival düzenlendi.  Her yıl festival programı ile ilgili dedikodular yapılır. Süre ve kaynaklar kısıtlı olduğu için doğal olarak seçme yapılması gerekmektedir. Festivale katılanların sayısından daha çok sayıda topluluk festival dışında kalır. Festival programında yer kapanlar memnun susar katılamayanlar da konuşur.  Geçmiş yıllarda Kadıköy Belediyesi ile temas etmiş konuyu anlamaya çalışmıştım. O yıllarda topluluk başına altı bin TL ödeniyordu.  Şimdi ne kadardır bilmiyorum ama tiyatrocular için akmasa da damlar bu maddi tutarın bir çekiciliği olsa gerek.

Festival programı geçen hafta açıklandı. Programa baktım bu yazıyı yazıyorum.

17 Haziran 2016 Cuma

Arda Turan Gökhan Gönül ve "Bu Gençler"

İspanya maçı öncesi basın toplantısında konuşan Arda Turan, "Ülkemde ve basında hakaret ve eleştiriye varan cümleler, beni üzüyor. Sıkıntımın ve eleştirimin sebebi bu. Genç arkadaşlarımızın eleştirilmesi beni üzüyor. Haksızlık yapıldığını düşünüyorum. Ülkemde hakaret ve dalga geçmenin eleştiri kıvamına gelmesi beni üzüyor. Genç arkadaşlarımıza bunları yapmak haksızlık." demiş.

Bu sözleri duyan ama  Arda Turan'ı tanımayan biri onun  yaşlı olduğunu sanır. O da 30 yaşında. Genç dediği kimler? Biz 30'larına gelmiş Semih'e de 'genç' dedik yıllarca. Aslında futbol zaten 30'lu yaşlara kadar yapılan bir spor. Yâni "genç işi" bir iş. Arda Turan ustalarından öğrendiğini yapıyor 'düşman' yaratarak takıma gaz veriyor. Bu işin 'master, doktora derecesi sahibi' en büyük ustası da Fatih Terim. Bugüne kadar idare etti. Ama artık 'yemiyor'lar. Fatih Terim de farkında değilmiş gibi yapıyor ama sona geldi. Onun oyundan atılan Emre'yi hakemin gözü önünde çekip  iteklediği fotoğrafı hatırlıyorum. Fatih Terim dışa iyi fotoğraf verir. Onun talebeleri ondan öğrendiklerini mesleklerinin şiarı yaptı. Emre en belirgin olanı. Şimdi Arda almış nöbeti. Neyse asıl söylemek istediğim başka. "Genç arkadaşlarımıza bunları yapmak haksızlık" demiş Arda. "Bunlar" dediği de 'hakaret ve eleştiriye varan cümleler'. "Hakaret"i anladım da "eleştiriye varan cümleleri" anlamadım. Habercinin hatası mı acaba? Bu ülkede gazetecilik de kalmadı. Onu da ucuz paraya çalıştırılan gençler yapıyor. Herhalde şunu anlamak lâzım "hakarete varan eleştiriler haksızlık"tır esas cümle. Zira "futbolcu" da olsa hakaret ve eleştiri arasındaki farkı anlar "bu gençler". "Bu gençler" kim? Milyon eurolarla oynayan, milyon euroluk arabalara evlere sahip "gençler". Onların bir yılda kazandığını ömür boyunca kazanamamış milyonlar var. Son olay Gökhan Gönül. "Artık bu son transferim kendimi de düşünmek zorundayım" demişmiş. Kulübün verdiği ile onun istediği arasında bir-iki milyon dolar var ama kulübün verdiği ile yapacağı son sözleşmesi de dünyalığını yapmaya yeter.(yedi milyon euro) Mesele biraz "öteki kaça oynuyorsa ben de o kadar alırım"dan çıkıyor. "Sidik yarışı" yâni. Bir yere kadar mâkûl karşılanabilir. Hepimiz aynı işi yaptığımız bir başkası ile maaşımızı karşılaştırmışızdır. Ama başkasının yanında çalışan biri "bu gençler" kadar para kazanamıyor. Peki asıl mesele şu: "Hakarete varan eleştiriler gençlere haksızlık mı?" Oyuncunun aldığı para "değeri" belirlemiyor, "piyasa fiyatı" bu. Bu kadar parayı alan "bu gençler" ne yapıyor? Son model araba koleksiyonu yapıyor mesela. Son derece lüks ev(ler) satın alıyor mesela. "Bu gençler"i bir sanat olayında gördünüz mü? Ya da kitap okurken? Hadi ondan geçtim yaptığı  iş ile ilgili para harcadığını duydunuz mu? Fizyoterapist, diyetisten vbden kurulu   bir ekibi var mı mesela? Bir âkil "akıl hocası" var mı? Yok. Para var ama hareketlerine dikkat etmiyor. Kafasının içini doldurmak için çaba harcamıyor. Kazandıkları  paralar o kadar çok ki kendi kariyerlerini tasarımlamak için adam tutabilir. Kendini eğitebilir. Yapıyor mu? Bir kaç istisna dışında yapmıyor. Arda'ya selam söyleyin "bu gençler" deyip durmasın. "Bu gençler" ekibini iyi kursun kendi eksiğini kapatsın. Milyonlarca genç statlarda onlar için kendilerinden geçiyor. Hem de "hiç" için. Onları eleştirenler Arda'nın beklediği gibi eleştirmiyor onları."Hakaret ve dalga geçme eleştiri kıvamına" da gelse aldığın parayı düşün . Ne yaptın da bu paralara kavuştun? Her işin bir zorluğu da olacak tabii ki. Öte yandan işini iyi yapmayan da seyredene hakaret ediyor onu kandırıyor  demektir. Yâni seyircisi ile dalga geçiyor demektir. Sizler bizimle dalga geçiyorsunuz yıllardır.

"Bu gençler"den tiyatroda da var. "Hiç" para kazanıyorlar ama onlar da eleştiriye gelemiyor. Oysa kendi tiyatrosunu kurup sahneye çıkan bir genç şunu demiyor mu? "Ben artık büyüdüm. Bu sahneden beni izlemeye geleceklere dünya görüşümü, fikrimi ileteceğim. Onları etkileyeceğim." Tiyatro yapmak bu demek çünkü. Tiyatrocu gençlerin iddiası daha büyük.  İyi de artık ona da "genç"tir diye müsamaha mı göstereceğiz? "Sert eleştirmeyin hoş görülü olun." deniyor. İyi de "genç" büyük işe soyunmuş tiyatro yaparak dünyayı sarsmaya kalkmış. Onun eleştirisi öyle yumuşak falan olmaz zira iddiası büyük.  Topçunun yaptığı sıradan ama ya tiyatrocunun? Tiyatrocuyu daha sert eleştirmek lâzım, topçuyu ise ciddiye almamak. Zira topçular da yaptıkları işi ciddiye almıyor zaten.


Melih Anık

3 Haziran 2016 Cuma

Sürünün Beyaz Koyunlarına

ITI Hırvatistan Başkanı  Zeljka Turcinovic'e Açık Mektup başlıklı yazımın not kısmında şunu yazmıştım: "Ben sürü içindeki 'siyah koyun' oldum hayatım boyunca. 'Sürü'nün 'beyaz'larına ayrı cevap yazacağım." İşte bu yazı sürünün beyaz koyunları içindir.

Devlet Tiyatroları'ndan iki bürokratın Hırvatistan Seferi ile ilgili mektup medyaya düşer düşmez olay oldu. Ülkemizde hiç bir tiyatro oyunu bu kadar ilgi çekmedi bugüne kadar. Medya cömertçe sayfalarını açtı bu mektuba. Pusuda bekleyen ağızlar ve kulaklar açıldı. Tiyatro konuşuldu, konuşturuldu bir kaç gün. Sansasyon olmasaydı tiyatro konuşulmazdı. Medya her zamanki gibi olayı kullandı, yıprattı ve kenara attı. Tiyatro da güme gitti bir kez daha.

2 Haziran 2016 Perşembe

ITI Hırvatistan Başkanı Zeljka Turcinovic'e Açık Mektup


Sayın Zeljka Turcinovic,

26 Mayıs 2016 tarihli Türkçe mektubunuz Türkiye'de beklenen(beklediğiniz mi desem?) ilgiyi gördü. Zaten kendilerinden haz edilmeyen ve yandaş kabul edilen iki tiyatrocu hakkındaki suçlamalarınız fırsat yarattı  ve daha önceden bu kişilerin temsil ettiği kurum ile ilgili derin yarası kabuk bağlamış olanların kabuklarını dökmelerine neden oldu. Ben bu mektubun tarafınızdan yazıldığını kabul ederek size bir email gönderdim ve bir kaç soru sordum. Medyadan gördüğüm kadarıyla size gönderilen email'lere bir iki saat içinde aynı İngilizce metni göndermiş olmanıza rağmen benim sorularıma cevap vermediniz. Ben de size açık bir mektup yazmaya karar verdim.  İlk mektubunuzu  Türkçeye çeviren kimse  yada Türkiye'deki dostlarınız  benim mektubumu sizin anlayacağınız dile çevirir diye ümit ediyorum.

24 Mayıs 2016 Salı

Engin Alkan Zorunlu Sahne'ye(Yusuf Dündar) Konuşmuş

Engin Alkan Zorunlu Sahne'ye(Yusuf Dündar) konuşmuş. Ben Alkan'ın yaptıklarını önemsedim söylediklerini önemsemedim. Yönettiği tüm oyunları bir iki istisna dışında seyrettim. Son seyretmediğim oyunu İBBŞT'da sahnelediği film uyarlaması idi. Yazdığım ilk oyunundan sonra yanıma gelip teşekkür etti benimle sohbet etmek istediğini belirtti. O oyununu beğendiğimi yazmıştım. Yönettiği oyunu beğenmediğimi yazdığımda ise onun gözünde birden düştüm. Anladım ki hep alkışlanmak istiyor. Rahmetli Üstün Akmen'i de öyle sindirmişti. Akmen onun yönettiği bir oyun hakkında yazdığı yazısında Engin Alkan'a 'bulaşmak' istemediğini ima ediyor,  oyuncuların evlerine giderek eleştireceğini belirtiyordu. Nasıl yılmışsa onun hırçınlıklarından artık. Engin Alkan ise twitleri, cemaati, avanesi ile beni susturmak için ellerinden geleni yapmaya devam ediyor.  Amacı belli , beni susturmak.  Ben yılmam, konuşurum, yazarım. Şimdi olduğu gibi. Gene bir takım imalarla bana sataşmış. Sorsanız 'üstüne alınmış' diyecektir. Kaçak güreşir yâni. Ben kaçak güreşmem. 'Ey Engin Alkan sen şöyle şöyle yaptın' derim. Bu yazımda olduğu gibi.

19 Mayıs 2016 Perşembe

Serdar Biliş Olayı İBBŞT ve İKSV

İKSV, iki yılda bir düzenlediği Tiyatro Festivali programını düzenlemek için  önce müracaatları topluyor yaptığı bir değerlendirme ile programa son şeklini veriyor. Bu programda ödenekli tiyatrolar ile ilişkiler nasıl düzenleniyor ayrıntısını bilmiyorum ancak ödenekli tiyatroların Festival programı içinde olmasının programı zenginleştireceği ve de ödenekli tiyatroların sahnelerinden de yararlanma olasılığı düşünüldüğünde İKSV'nin ödenekliler için ince eleyip sık dokumadığını düşünüyorum. Yâni bir anlamda ödeneklilerin Festival içinde olacağı baştan belli, seçecekleri oyun da onlara kalmış. Belki bu noktada Festival'in o yıl için seçtiği temaya uygun bir oyun beklemesi İKSV'nın tercihi oluyordur. Eğer o da önceden biliniyorsa. Zira bazı ödenekli tiyatrolar o temayı da  programın kamuya  açıklandığı gece öğreniyor(muş). Genellikle yeni oyunlar hazırlanıyor ama ödenekli tiyatroların  sezon için hazırladıkları oyunları da Festival programında görüyoruz. Bu sene İBBŞT, Festivale yeni hazırladığı  Martı isimli oyunla katıldı. Oyunun yönetmeninin Serdar Biliş olacağı açıklandı, Festival broşürleri ona göre hazırlandı. Bilet satışları başladığında İBBŞT oyun yönetmenini değiştirdi. Serdar Biliş yerine Yıldırım Fikret Urağ getirildi. İKSV yönetmen değişikliğini internet sayfasında duyurdu. İBBŞT ise bu değişikliğin bir "prensip gereği" olduğunu açıkladı. Meğerse ödenekli tiyatrolarda bir sezonda aynı kişiye iki iş verilemezmiş.  Demek ki ödenekli bir kurumun aklı sonradan başına gelmiş, 'prensibi' sonradan hatırlamış. Ben bu konuyu bilenlerle konuştum. Mevzuatı iyi bilenler 'prensibin',  'bir sezonda' değil 'bir bütçe yılı içinde' ve de 'bir' değil 'üç iş verilemez' şeklinde olduğunu söyledi. Bu durumda İBBŞT'da Serdar Biliş'in ayağının kaydırılması gerçeği ortaya çıkmış oluyor. Herhalde işe sonradan cinler karıştı. Serdar Biliş İBBŞT'da yönetmenliğini yaptığı 12.Gece ile sezonda kendinden ve İBBŞT'dan çok söz ettiren bir yönetmen. Martı'nın yönetmeni olarak görevlendirilmesi bu yönden anlamlı ve doğru. İKSV yönünden bakıldığında bir oyunun yönetmeni nedeniyle seçilmesi doğru bir tercih. Yâni iki taraf arasında uzlaşmanın temeli sağlam. Peki ama bu sağlam temel yıkılırken taraflar nasıl bu kadar teslimiyetçi? İBBŞT 'prensibin' arkasına sığınıyor, İKSV 'bu kurumun iç işidir' diyerek kendini sıyırıyor. Biliş'in yerine atanan yönetmen de 'emir demiri keser' diyor herhalde.  Bir yönetmenin 'memur' olduğu için 'emirle' oyun yönetmesini aklım almıyorsa da başka bir gerekçe bulamıyorum, aklıma getirmek de istemiyorum.  Yâni taraflar 'selametle'(!) bu işi çözmüşler ve vicdanlarını temizlemişler. İyi de İBBŞT'da Martı'yı yöneteceği için gelen başka teklifleri reddeden bu şekilde programını altüst eden Serdar Biliş'in durumuna kim isyan etmeli? Siz ülkenin iki kurumuna(biri 100 yıllık) güvenemeyecekseniz kime güveneceksiniz?   

Ülkede 'üst'te bir şeyler oluyor seyirci kuzu kuzu 'uyuyor'. Seyircinin Serdar Biliş rejisinden Martı seyretmek hakkı elinden alınıyor  'al sana Urağ' deniliyor.  Ama 'Serdar Biliş'i biz seçtik onu görevden almak da bizim hakkımız' da diyebilirler.  Öyle mi? Peki oyuna yönetmen atarken,  oyunu Festival programına alırken 'prensipleriniz' nerede kaldı? Diyeceksiniz ki başka örnekler yok mu bu ülkede? Haklısınız var! Tiyatro da bundan nasibini alıyor. Tiyatroda olması içimi daha çok acıtıyor.   


Melih Anık