Tiyatro Kılçık'tan Çevreyolu Sâkinleri isimli bir oyun
seyrettim. Oyunu görmezden gelmeyi düşündüm önce. Benim ölçülerime göre
yazılacak bir tiyatro oyunu değildi. Ama oyunun bana gösterdiği başka
hususlardan bahsetmenin tiyatro için iyi olacağına inandığım için bu yazıyı
yazdım.
1 Nisan 2016 Cuma
8 Şubat 2016 Pazartesi
Ariane Mnouchkine ve Theatre du Soleil
Ali Poyrazoğlu ile sohbet
ederken Ariane Mnouchkine'den ve Theatre du Soleil'den konuştuk.
Doğrusu hakkında sınırlı bilgim olan Ariane Mnouchkine ve Theatre du Soleil hakkında Ali Bey'in anlattıkları beni heyecanlandırdı.
Bir Paris yolculuğu planlar hâle geldim. Ali Bey, bana elindeki dvd'lerden göndereceğine
söz verdi, gönderdi. Onun neden olduğu ivme ile ben de araştırdım, okudum ve bu
yazıyı yazdım. Bu yazı Ariane
Mnouchkine'nin 1994 Aralık ayında
başladığı Tartuffe provalarının anlatıldığı iki saat kırk dakikalık film üstüne
izlenimlerimi kapsamaktadır. Aslında böyle bir yazı aklımdan geçmemişti ama
dvd'yi seyrettiğimi paylaştığımda Altuğ Yücel'in yazdığı bir twit beni teşvik
etti yazmaya.
31 Ocak 2016 Pazar
'Ben Actors Studio ayarında kurs veririm'
Sevdiğim bir yönetmen-yazar-aktör ile konuşurken bana 'Ben Actors Studio' ayarında ders veririm bir başkası da tüccarca insanların umudunu kullanır' dedi. Ben de veremezsin bu sistem meselesi' dedim.
Biliyorum ki kendi tiyatro kursunun Actors Studio ayarında olduğunu iddia etmedi ama böyle bir olasılığın olabileceğinden bahsetti.
Ben bu kişisel ve ekibine olan güveni takdir ediyorum tabii ki. Ama niyetinizin ve birikiminizin düzeyi o konuda başarılı olacağınızı garanti eder mi? Diyelim ki Actors Studio'dan mezun Türklerin ders verdiği bir okul kurdunuz programını da aynen seçtiniz bu, okulun Actors Studio ayarında ders vereceğinin garantisi olur mu? Kurumlar kurumsal sistemler içinde başarılı olabilir. Kurumu güçlü kılan unsurların başında eğiticilerin olması yanında eğitilenlerin kalitesi de gelir. Zira tiyatro eğitimi ekip işidir. Sadece eğiticilerin değil eğitilenlerin düzeyinin doğru ve birbirine yakın olması gerekir. Sürekli aynı kaynaktan beslenmesi gerekir. Biz bunu ihmal ederiz. Peki 1947 yılında kurulmuş olan bir kurum, 'yaptım oldu' ile yaratılabilir mi? Daha da önemli bulduğum bir husus var. Actors Studio, aktörlerin,
tiyatro yöneticilerinin ve oyun yazarlarının üye olduğu bir organizasyondur. Yâni programını alıp uygulamakla Actors Studio eğitimi veremezsiniz. Önce bir araya gelmiş olmanız gerekir. Siz Türkiye'de bunu yapabilir misiniz? Bir araya gelebilseniz Actors Studio'yu hedeflemenize gerek olmaz. Siz kendi 'stüdyonuzu' yaratır(s-d)ınız zaten.
Melih Anık
Tiyatro Kursları
Geçenlerde üç genç ile tanıştım. Sohbet ederken tiyatro
kursuna gittiklerini söylediler. (Kursun ismi bende saklı) Kursa beş ay için
dört bin lira ödediklerini öğrendim. Gençlerin eğitimini merak ettim. Üçü de
üniversite tahsilli idi. Hatta biri master yapmış diğeri kendi alanında
doktorasını yapıyordu. Tiyatroya kapılmışlardı, ondan kopamıyorlardı. Hatta onlara
'yüz verdiğini' hissederlerse esas eğitimlerini bırakacak kadar da
kaptırmışlardı kendilerini tiyatroya. Onlara tiyatro âleminin bekledikleri gibi
çıkmayabileceğini söyledim. Ben üniversite mezuniyetimden sonra Belediye
Konservatuvar sınavlarına kayıt yaptırdım ama sınava girmedim kendi mesleğimde master
yaptım. Tiyatro hayatımın renklerinden biri oldu. Meslek hayatımda yararını çok
gördüm. Yıllar sonra tiyatro âlemine daha yakın olunca bu âlemin bize özgü
kuralları olduğunu gördüm. Bu kurallar bize özgü 'dev'ler yaratmıştı. Dünyayı
tanıdıkça Türkiye için doğru bir karar verdiğime inanıyorum ama çok sevdiğim
tiyatroyu bu ülkede dünya standartlarında yapamayacağımı görmek beni üzüyor. Tiyatro ile
konulara geniş bir vizyondan bakmaya çalışıyorum. Tiyatro kursları bana sıkışmışlık
duygusu veriyor. Çaresizliğin çaresi sanki.
18 Ocak 2016 Pazartesi
Abdurrahman Şen ile Yapılan Röportaj
İBB Sosyal ve Kültür İşleri
Daire Başkanı Abdurrahman Şen
Seray Şahinler Demir ile yaptığı ve
Yeni Şafak'ta yayımlanan röportajda şunları söylemiş: 'Neden Necip Fazıl oynanmıyor diyenlerin hiç biri de Para oyununu
seyretmedi. Bizim özel gayret ve yönlendirmelerimizle gişede yüzde 65'i zor
yakaladık. Oyun Fatih'te ve Üsküdar'da yarı boş salona oynandı. Oyunu izleyin
bize öyle bir baskı yapın ki yazarın diğer oyunlarını da bekliyoruz deyin. İki
yıl oldu Reis Bey oyununu sahneye koyamadık.Hiçbir yönetmen yönetmeye
yanaşmadı. Son olarak bir sanatçımız ben niyetleniyorum dedi. Bu yıl biri
cesaretlenirse Reis Bey oynanacak.' Ben söylediklerini samimi ve ilginç
buldum. Düşüncelerimi paylaşmak istedim.
11 Ocak 2016 Pazartesi
İBBŞT'da Erhan Yazıcıoğlu Dönemine Bir Bakış
Erhan Yazıcıoğlu
Temmuz 2014'de İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları Genel Sanat
Yönetmenliği görevine atandı. Aralık 2015 tarihinde kadro, teşvik ikramiyeleri
ve yönetmelik değişikliği konularında kendisine verilen sözlerin tutulmadığını
belirterek görevinden istifa etti. 2014-2015 ile 2015-2016 sezonları onun
ekibinin yaptığı programa göre şekillendi. Bu dönem içinde Şehir Tiyatroları'nın
100.yılı, düzenlenen bir balo ile kutlandı.
10 Aralık 2015 Perşembe
Ekip Tiyatro'nun Avrupa'sını Seyretme Serüvenim
Avrupa'yı seyretme sürecim serüven gibi oldu. Bu yazı bu
serüveni anlatır.
Sezon başında topluluklar yeni oyunlarını
açıkladıklarında ilgimi çeken oyunlardan biri Avrupa olmuştu. Bunun en önemli
nedeni yazarının David Greig olmasıdır. Avrupa'nın gösteri tarihlerini takip
etmeye başladım. İstanbul'a dönüşüm Aralık başını bulunca tiyatro seyir
programım da sıkıştı. Bu nedenle Avrupa'yı ilk önüme çıktığı tarih olan 8
Aralık'da seyretmek istedim. Daha önceden tanıdığım bir oyuncuya mesaj atarak o
akşam kapıda kalmayacağımın garantisini almak istedim. Bana sandalye koyacak
bile yer olmadığını söyledi. Bu noktada bir açıklama yapmak isterim. Seyretmek
istediğim oyunlar için davetiye beklemiyor kendi biletimi alıyorum. Ancak oyuna
bilet bulma güçlüğü varsa bu tür temaslara geçiyorum. Bu durumda da karşımdaki
kişiden bir jest bekliyorum. Bu 'jest' davetiye değil, genellikle her tiyatroda
olan son dakika için ve sınırlı sayıda saklanmış koltuklardan birinin para
ödemem koşuluyla tahsisi ya da benim için konulacak biletli bir sandalye. Kendine
göre kişisel bir nedeni yoksa(oyunu seyretmemi istememek, benim bilmediğim şahsıma
karşı bir tavır, ya da uğraşmaya üşenmek) hep olumlu sonuç aldım. Mesaj
gönderdiğim kişi de -aklımca- böyle samimiyetine inandığım biri idi. Doğrusunu
isterseniz oyuncunun bu davranışı karşısında pişman oldum. Oyunu seyretmek için hevesim de kaçtı. Eşim internetten bilet alma konusuna yakın olmamasına karşın 'internetten
bilet satılmıyor mu oraya baksana' dedi. Aklıma gelmemiş olmasına şaşırdım. Ama
gelse bile biletix gibi kurumların bilet fiyatı üzerinden aldıkları fahiş
hizmet bedeline de iyi bakmayan biriyim. (Bu oyunda bilet 40 lira, biletix 48
lira alıyor.) Neyse 'düştük bir kere'
dedim internet sitesine girdim baktım bilet var. O zaman 'akşam olsun hevesim gelirse
kapıya gider bilet alırım' dedim. Oyun başlama saatinden yarım saat önce
gişenin kapısındaydım. Gişedeki görevli mânası olmayan bir yüzle 'maalesef oyuna yer olmadığını' söyledi. Denemek
istedim 'Hiç imkânı yok mu?' O sanırım zevk almaya başladı. "Yok, 22'sinde
gelin" Ben "Biletix'de yer var görünüyordu?" diye bir deneme
daha yaptım. O daha da keyiflendi "Oyun günü biletix'den satış
olmuyor" dedi. Herkesin kendine göre bir işkence anlayışı var. 'Peki'
dedim. Eve dönme yolunda Galatasaray Lisesi önüne geldiğimde saat 20:12 idi.
Biletix'i bir kere daha deneyeyim dedim. Denedim. O sırada ben kredi kartı vb işlemlerle uğraşırken
yanıma gelen tinerci çocuğa başımdan gitsin diye cebimde bulduğum beş lirayı
verdim. Aa bilet var.. Hatta 'dokuz bilet' sınırına kadar alabiliyorum. Yer
gani yâni. (Ben de bir tuhafım. Al biletini çık ne kontrol ediyorsun!) Neyse
biletimi aldım. 48 lira biletix'e beş lira da tinerciye.. Toplam 53 liraya mal
oldu oyun. Yol parasını, daha da önemlisi zamanımın değerini katmıyorum. Saat
20:23 oldu. Hızlı adımlarla Garaj İstanbul'a döndüm. Gişede işkence sonrası
keyfi içindeki görevliye cep telefonuma gelmiş onay kodunu gösterdim.
İnanamadı. (Belki de üzüldü.) Ekrandan ismimi aradı bulamadı. Ama onay kodunu önündeki
deftere yazdı. 'Buyurun' dedi girişi
gösterdi. Buyurdum. 'Buyurur'ken gişeciye 'söylediğin hiç bir şey doğru
çıkmadı' dedim keyifle. Kapıda duran başka biri her halde gişeciden gizli
işareti aldığı için bana gözleriyle 'geç' yaptı geçtim salona girdim. Salonda
bir faaliyet bir faaliyet.. Salona ilave olarak normal sandalyeler, bar
sandalyeleri taşınıyordu. (Fotoğrafını çektim yazıya ekledim) Maşallah daha çok
olsun. İçimden mesaj attığım o oyuncuya dedim ki 'E be evlâdım bana bir
sandalye hatta ayakta duracak bir yer bulamadın öyle mi?' Zaten yerler
numarasız. Yeter ki içinde gelsin. Demek ki gelmemiş.
Oyunun ilk yarısında ona hak vermedim değil. Utanmış
olmalı oynadığı oyundan. Herhalde seyretmemi istemedi. Oyun arasında yanımdaki
gençlere sordum 'Nasıl karar verdiniz bu
oyuna gelmeye?' diye. Tanıdığım ve sevdiğim bir yönetmen okullarında hocaymış,
o ödev olarak vermiş bu oyunu seyretmelerini. (O yönetmene Ekip Tiyatro ödül
vermeli bence. Başka türlü kime oynayabilirler bu oyunu! Benim gibilere, arkadaş dost jüri üyelerine.. ) Kimi sevgilisini kimi
arkadaşını kimi annesini almış da gelmişti. Bana 'bu akşam bu salonun çoğu
öğrenci' dediler. Tesadüfen hepsi de aynı seçmeli dersi alıyorlarmış. Benim sayemde
birbirlerini tanıdılar, selamlaştılar. İçlerinden biri 'müsamere gibi' dedi oyun için, diğeri 'amatör tiyatro gibi'. (Amatör tiyatroya profesyonel tiyatro parası
ödedim.) Diğerleri başlarıyla onayladı. Oyun sonrası çıkışta konuşmalara
kulak misafiri oldum. Oyunu beğeneni duymadım.
Bazısı oyunun kötülüğünü metne bağlıyordu.
Onlar için oyun yazacağım. Okurlar mı bilmem.
Melih Anık
Not: Avrupa'nın dolu oynadığı duyumunu aldığım için böyle
bir talepte bulunmuştum. Ders almanın yaşı yok.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



